OSMANLI TOPRAKLARINDA YABANCI OKULLAR
VE MİSYONER FAALİYETLERİ – 3
1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı ile ülke içindeki her cemaatin yeniden yapacakları kilise, hastane, okul ve mezarlıklar için ruhsat alınması hükmü bulunmasına rağmen, okulların açılmasında ruhsat alma yoluna gidilmediği, bazı hallerde okullar açıldıktan sonra ruhsat istendiği bilinmektedir.(1)
Elazığ bölgesinde 1840'lı yıllarda Fransız ve Amerikalı misyonerlerin açtığı okullar mevcuttur. Bu okullar daha çok bölgedeki Ermeni ve Süryani cemaate yönelik kurumlardır. Ünlü Harput'ta ilk yabancı okul 1840'ta açılmıştır. Bir Rüştiye (ortaokul) olmak üzere 6 tane Mekteb-i İptidai (ilkokul) vardır. Ayrıca yabancıların kendilerinin kurdukları okullardan Amerikan Koleji (1857), Fransız Koleji (1869) ve Alman Mektebi (1895) olmak üzere üç adet yüksek seviyede eğitim veren okul mevcuttu.(2)
Tesis edilen okullar, başlangıçta birkaç öğrenci ile öğrenime başlamaktaydılar. Çoğunlukla misyoner veya misyonerlerin yaşadıkları evlerde faaliyete geçen okullar, daha sonra büyütülüyor ve okul haline getiriliyorlardı. Bunlardan biri, daha sonra "Üsküdar Amerikan Kız Koleji" olarak tanınacak Gedik paşa Kız Okulu; üç öğrenci ile, Mardin Erkek Lisesi 20 öğrenci ile küçük mekanlarda öğrenime başlamışlardı.(3)
Okulların finansmanında destekleyen yabancı devletlerin ve teşkilatların katkıları büyüktü. Bu konuda katkılar bazen doğrudan doğruya okula, bazen de ilgili misyoner teşkilatına yapılabiliyordu. "Fransa Hükümeti Osmanlı ülkesinde faaliyet gösteren teşkilatlara yılda 1.200.000 Frank, Rusya buna yakın bir miktar ve İtalya ise 1.000.000 Frank civarında bir yardımda bulunuyorlardı."(4) Bunun yanında bölgede yaşayan zengin gayrimüslimler de bu okulların finansmanına yardımda bulunuyorlardı. "1914 yılında sadece Amerikan misyoner okullarına yapılan yatırım miktarı 39.524.000 dolardır."(5)
Beyrut'ta bulunan yabancı okulları için başta Fransa, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Rusya gibi devletlerin toplam yardımı 700.000 Frank civarındadır.(6)
Yabancıların açtığı okulların Osmanlı Devleti'nin denetiminden tamamen uzak olduğunu belirtmiştik. Devlet bu okulların yanlışlarını tespit etse bile, bir tedbir almak için hiçbir faaliyete geçemiyordu. Bu olgu dış dünya tarafından pek bilinmeyen veya daha çok bilinmek istenmeyen ama bir devletin geleceği için hayati önemi haiz bir konudur.
Yabancı okulların öğretim ve eğitim faaliyetlerinin, öğretmenlerin, derslerin ve ders programlarının kontrol edilememesinin yegâne sebebi, okulların kapitülasyonlardan yararlanan devletlerce açılmış olunması ve himaye görüyor olmasıdır.(7) Kapitülasyonlar sayesinde yabancılar çok özel haklara sahiptiler. Bu hakları çok iyi bilen Robert Kolej Müdürü Cyrus Hamlin, Amerikan Elçisi Edward Joy Morris'i okulun haklarını yeterli ölçüde korumadığı, hatta rom sevkıyatı işi ile okuldan fazla ilgilendiği gerekçesiyle Amerikan hükümetine şikayet etmiştir.(8)
Okul yönetiminden sorumlu kişiler, kurucu teşkilatın tespit edip görevlendirdiği üyelerdir. Bunlar arasında oldukça güçlü bir ekonomik ve siyasi güce sahip kişiler de vardır. Bunlardan biri ABD Başkanı ünlü Wilson'un yakın arkadaşı sanayici Cleveland H. Dodge'dur. Misyoner eğitimcilere büyük meblağlarda maddi yardımlarda bulunan Dodge dört çocuğundan ikisini (Elizabeth ile Boyard) Osmanlı ülkesine misyoner eğitici olarak göndermiş, kendisi de 1909 yılında Robert Kolej idare meclisi başkanlığını üzerine almıştır. Ölümüne kadar bu görevde kalan Dodge'un oğlu Boyard da uzun yıllar Suriye Protestan Koleji başkanlığı görevini üstlenmiştir.(9)
1915 yılında yayınlanan "Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi" (Özel Okullar Talimatı) ile özel okulların durumuna bir çözüm getirilmek istenmiş ve Türkçe, Türkiye tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenleri tarafından ve Türkçe verilmesi mecburi tutulmuştur. Buna rağmen yabancı okulların yönetimi papaz ve rahibe heyetlerinin elinden kurtarılamamıştır. Misyoner okulu hüviyetinden taviz vermeyen bu okullar Türk öğrencileri de dini ayinlere katılmaya mecbur tutmaktaydılar. Bu konuda ünlü siyaset adamı Kasım Gülek'in Robert Kolej'le ilgili hatırası en iyi örneklerden biridir. "Amerikan Koleji, o zamanlar bir misyoner mektebiydi. Her gün İncil okuturlardı, kiliseye götürürlerdi. Biz Müslüman insanız, ben isyan ediyordum." (10)
Yabancı okullar kendi ülkelerinde okutulan ders programlarını, kitaplarını aynen okutmaya, Türklük aleyhinde telkinde bulunmaya, söz sarf etmeye, Türk çocuklarını ayinlere götürmeye, okullarına müfettişleri sokmaya devam etmiş, buna karşılık devlet bu okullara Türk çocuklarının girmesini yasaklamaktan fazla bir şey yapamamıştır.(11)
Türk ve Müslümanların anavatanına bir örümcek ağı gibi yayılmış olan bu dev kuruluş "Misyonerlik"; Osmanlı İmparatorluğu'nu içinden yıkmayı hedef almış ve incelediğimiz şekilde 19'uncu yy. ortalarından, 20’inci yy. başlarına kadar gittikçe güçlenerek büyümüştür. Kapitülasyonların alabildiğince istismar edilmesi sonucu elde edilen haklarla ve hatta hiçbir hakka dayanmayan zorla, baskıyla ve emrivakilerle istediği şekilde faaliyet gösteren, devlet içinde devlet diyebileceğimiz bir başka kurum haline gelmiştir.
Bu kurum "Hıristiyanlığa hizmet" amacıyla kurulduğunu asla inkar etmemiş ve Müslümanların kontrolünde yaşayan bütün Hıristiyan toplumlara (ve hatta daha sonraları Musevilere) bağımsızlık sağlamak, daha doğrusu Müslümanlarla Hıristiyanları yöneten ve yönetilenler olarak yer değiştirmek için kendisinden beklenen beklenmeyen her şeyi yapmışlardır. Gayri Müslimleri uyandırmak, din bilgisi yanında çağdaş bilimler öğretmek, kaybettikleri dil ve kültürlerini öğretmek, milli bir kimlik kazanmalarını sağlamak gibi konularda maddi ve manevi her türlü imkânlarını kullanmışlar, onların yanında olmuş, onları korumayı vazife edinmiş ve onlarla büyük devletler ve Hıristiyan halklar arasında bir sözcülük görevi yapmışlar, köprü olmuşlardır.
Bu hareketler Avrupa, Amerika ve diğer Hıristiyan toplumlara cazip gelebilir, bu kuruma ve elde ettikleri başarıya karşı sempati besleyebilirler. Bu faaliyetler hem Ermeniler ve hem de Yunanlılar, Bulgarlar, Sırplar, Romenler ve hatta Museviler için alkışlanacak faaliyetler olarak kabul edilebilir. Ancak bu teşkilat kanaatimizce Osmanlı Devleti'nin içindeki en büyük düşmandır. Örneklerini yer yer sunduğumuz şekilde Türk yönetiminin dinsel saygısından istifade edilerek, ülkedeki Hıristiyan tebaa ve dost ülkelere bir lütuf olarak, tamamen insani duygularla bağışlanmış olan bir hak; o ülkenin birlik ve bütünlüğünü hedef almış, bir ihanet yuvası haline getirilmiştir.
DİPNOTLAR :
(1) İlknur Polat, “Bulgar Eksarhlığının Kurulması ve Osmanlı Toprakları üzerinde Bulgar Okulları”, s.137, (Silahlı Kuvvetler Dergisi, Sayı, 308, Mart-1987 –Ankara).
(2) İshak Sungurluoğlu, Harput Yollarında, Cilt-2, (İstanbul – 1959); H.Vahapoğlu, a.g.e., s.74.
(3) H Vahapoğlu, a.g.e., s.76.
(4) Aynı Eser, s.76-77.
(5) Uygur Kocabaşoğlu a.g.e., s.176.
(6) Atilla Çetin, “II Abdülhamit’e Sunulmuş Beyrut Vilayetindeki Yabancı Okullara Dair Bir Rapor”, s.322 (Türk Kültür Dergisi, Sayı.253, Ankara –1985).
(7) E,Z.Karal, a.g.e., C-8, s.377.
(8) Harry N.Howard, “The Bicentennial in American Turkish Relations.” s.298, (Middle East j.Sayı 30 (3), 1976); H.Vahapoğlu, a.g.e., s.78.
(9) Joseph L. Grabill, “Cleveland H.Dodge, Woodrow Wilson and the Near East”, s.250-255 (Journal of Presbyterien History-1970); N.Vahapoğlu, a.g.e., s.122.
(10) Milliyet Gazetesi, 5 Ekim 1986; H.Vahapoğlu, a.g.e., s.123.
(11) Aynı Eser, s.130.